high hopes

  • *.
    öncelikle teşekkürlerimi sunarak içinde olduğum durumu anlatarak giriyorum.

    öhömm.

    pencere kenarına oturuyorum.
    saat 03.47 yeni yapılan yat limanı az buçuk kesiyor denizi, ama olsun. martılar pencere pervazına kadar gelebiliyor ya göz göze geliyorum ya hepsiyle, yetiyor bana! ya da teselli ediyor beni. tam o sırada ilk olarak çan sesleri geliyor kulağıma. uzun uzun dinliyorum gözlerimi kısmış, ufuklarda bir şeyler arar gibi... ardından evrenin uzak bir galaksisinden gelen piyanoyu duyuyorum. o anda yüzümdeki gerginlik yumuşamaya başlıyor... gözlerim buğulanıyor... ve sonra vokal giriyor, o nasıl bir tını. parça ilerliyor bu sırada. kuran-ı abdestsiz okumak uygun mu onu bilemem ama bu parça saygısızca dinlenirse bunun uygun olmayacağını gayet açık ve net ya da en azından benim için öyle. her ne ise. tabi bu arada nakaratlar başlıyor derin bir sessizlik oluşturarak içimde ve ardından bitiyor, içimdeki sessiz haykırışla beraber. o an sanki esere bir haller oluyor. sanki bir şey olacakmış gibi bir hisse kapılıyorum, akabinde bu his ruhumu ele geçiriyor engel olamıyorum. ve david gilmour adlı insancık çığlık atmaya başlıyor. yoo hayır! sonradan farkediyorum çığlık atan bir insan değil. aslında ses insanımsı değil. düpedüz gitardan geliyor bu diyorum kabullenmek istemeyen duygularıma. sonra solo bitiyor. parça son nefeslerini de verirken. gözüm sol tarafta bir hareketlenme hissediyor. çeviriyorum başımı. annemin kocası * elindeki kahve dolu bardağı işaret ediyor. göz kapaklarımı yavaşça kapatıp başımı yavaşça sağa ve sola sallarken elimin tersi ile nefesimi iteliyorum ona doğru istemiyorum dercesine, sonra denize geri dönüyorum. iki salak martı gecenin yağmurunda bir lambanın tepesine sığmaya çalışıyorlar. dangalak diyorum elinde kahve tutan adama. duygularına hitaben hiç bir yatırımı yok hayatında *. neler kaçırıyor aslında. farkında değil. galiba olmayacak da. bir anda garip bir üşüme, içten gelen bir titreme ile birleşip soğuyor bütün duygularım. yeniden martılara bakıyorum ama bu sefer; yalvarırcasına, 'beni alıp götürmeleri için'...

    işte böyle insanı hayattan, çevresinden soğutur iki beyaz martıya aşık eder bu şarkı. üst üste bir kaç kez dinlenmesi ruhani sağlık açısından zararlı olup, gelecek için dozun iyi ayarlanmasında fayda vardır.

... tümü ...

bizi takip edin

kötü sözlük © 2010 - 2015 (zaman nasıl geçiyor)

bu sayfada başlığı hakkında kötü sözlük yazarlarının yazdıkları subjektif yorumlar bulunmaktadır ve ile ilgili tüm içeriği sözlük yazarları oluşturmaktadır. başlığına yazılanların hepsi doğru olmamakla beraber sadece kötü sözlük yazarlarını bağlamaktadır. kötü sözlük olarak amacımız, yazarlarımız sayesinde sürekli gelişen, değişen bir bilgi ve paylaşım platformu oluşturmak ve bu platformun mümkün olacak en az kısıtlamayla gelişmesini ve güzelleşmesini sağlamaktır. kötü sözlük hepimizin katkılarıyla gerçeklerin yazıldığı, okunduğu, tartışıldığı, kritiğinin yapıldığı bir ortam olabilmek için yola çıkmıştır. (sıkıcı kısım başlıyor) ayrıca kötü sözlük'te yazılan her şey doğru olmayabilir, site içeriği 18 yaşından küçükler için sakıncalı da olabilir. dünyayı ele geçirmek gibi bir amacımız olmamasına rağmen tüm içerik creative commons by-nc-nd koşulları ile lisanslanmıştır.

bir takım şeyler: iletisim / şikayet / reklam - S.S.S. - istatistikler - facebook - twitter - google+