-
atatürk'ün ölümünden sonra milli eğitim bakanlığı yapan hasan ali yücelin oğlu
çok iyi bir şair çok iyi de bir çevirmendir
beni çıkmaz zamanlarda kendime getiren bu şiirin de sahibidir kendisi;
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
-
mükemmel yazıları, şiirleri olan anlatımına bayılınan şair-yazar.
-
edebi kişiliği hakkında yoruma gerek olmadığını düşündüğüm şair.
ağzına küfürün en çok yakıştığını düşündüğüm insan...
-
seke seke geldik
sike sike gidiyoruz
diyerek gönüllerde taht kurmuş en baba şairlerden
can baba !.
-
dünya gözüyle görmekten onur duyduğum bir güzel datça aşığı şair.
-
"ben bir osuruk ağacıyım yellendikçe şiirler açan" sözüyle güzelliğine güzellik katan.
çeviri yapmak yerine türkçe söylemenin yollarını bulan
* naif derin aksi ve her küfürün hakkını veren adam.
-
tapıyorum bu adama...can baba...
bir defasında da can yücel geldi. keyifli bir kalabalığı vardı sofranın. oraya ilk kez gelmiş bayanlarda anımsıyorum şimdi.
can yücel daha oturmadan:
"oo, darphane müdürü de buradaymış!" diye lafı patlattı.
cemal sureya hemen yapıştırdı:
"darphane müdürlüğü yaptım ama, oradan ayrılırken paçalarımı silktim ki, üzerimde altın tozu kalmasın. ne olacak sen de bakan oğlusun."
"babam bakandı, evet ama benim bir şeyim yok, sadece şiirim var benim!"
şaka gibi başlayan bu diyalog giderek havayı geriyordu; cemal sureya:
"evet şiirin var, ele gelir bir şey yazdın mı bugüne dek?"
can yücel enikonu öfkelenmişti: "senin eline gelecek başka şey var ben de ister misin vereyim mi?" cemal sureya, o giderek
soğuyan ortamın sessizliğinde: "ver ulan!" dedi, elini uzattı can yücel'e. can yücel muzip bir çocuk gibi ayağa kalktı, orda ki bayanların
da bakışları altında, pantolonun fermuarını açtı; aletini ortaya serdi. kimimiz gülüyor, kimimiz bu işin sonunu merak ediyor,
masanın iyice gerginleşen havasını yine cemal sureya değiştirdi:
"hiç değişmemiş ulan!" dedi, "eskisi gibi.." can yücel en kalın sesiyle güldü: "değişmez tabii, niye değişsin ki!"
-
şarap- şiir baba. mahkemede hakim sorar:
" şiirlerinizde sürekli göt diyorsunuz. başka türlü söyleyemez miniz, popo mesela? can baba durur mu :
" türk dil kurumuna göre bu memlekette göte göt denir."
-
göte göt der.
-
alemin can babası.