Sosyal Sorumluluk
Array ( [action] => home [page] => 2 )

cezaevinde bayram görüşmesi facebook icon twitter icon

detaylı başlık içi arama:
kelime:
yazar:
tarih:
 
  1. sözleri, tüyleri diken diken eder, melodisi adeta bir cezaevini andırır, sesteki ton o kadar içtendir ki sanki içeriden biri söyler. kötü zamanda dinlendiğinde tutulamaz gözyaşları. içeride yakınınız varsa o gelir akla. dinlenilmelidir.

    sözleri için;
    gazetelerde bu sabah
    bir fotoğraf var
    cezaevinde bayram görüsmesi
    analar,
    babalar,
    çocuklar
    sarmas dolas.

    gülerken ağlayan bir yüz
    bir sevgili
    ya da bir es
    elinde bir tutam çiçek tutan
    küçük kız
    sarmas dolas

    ne olacak
    bütün bunlar
    bütün bunlar
    ne olacak
  2. yazılabilecek ne varsa yazılmış zaten ama yine de yazmak istiyorum. tüylerim diken diken olduğu için, bilmem kaçıncı defa, hala dinlediğim için... içeride kimseniz olmasa da içeridekilerin hepsini sevgiliniz, eşiniz, babanız, anneniz yapan şarkıdır!
    yaşamaya mecbursun albümündeki canlı kaydında seyircilerden birinin haykırışı da şarkıya ayrı bir anlam katmıştır: yetti artık!
    dinlenmelidir. düşünülmelidir. anlanmalıdır.
  3. sakin çok güzel yorumlamıştır bu şarkıyı. onur özdemir'in sesi bambaşka bir hüzün etkisi yaratır bünyede. videosu bulunup dinlenmeli, farz.
  4. cezaevinin kederine yazılmış olsa gerek dediğim şarkı olur kendileri. şarkısı varmış bu hüzünlü görüşmelerin, bilmezdim, öğrendim.

    ben miyim fotoğraftaki kız çocuğu?

    ben size gerçek bir "cezaevi bayramı"(abkz: nasıl oluyorsa artık!) anlatayım öyleyse...

    beş yaşındaydım, belki dört... seksen darbesi mahkumu bir akrabamız vardı. idamlık... sıranın kendisine gelmesine birkaç kişi kala fiilen idamlar durunca hayat kendini bağışlamıştı ona...

    onu ziyarete gittik, lanet bir cezaevine...
    lakin o değildi yalnızca ziyaret ettiğimiz. yıllarını cezaevinde geçirmiş, ve daha yıllarca orada kalacak olan herkesin ziyaretçisiydik, hepsi bizim yolumuzu gözlüyordu. herkes herkesin akrabasıydı orada...

    hayatımda gördüğüm "en güzel" ablalar, abiler oradaydı.

    anlamıyordum cezaevinin ne demek olduğunu, ama korkuyordum için için, bilmemenin verdiği bir korku değildi bu. soğuktu cezaevi belki onun için, belki kederliydi tüm bakışlar, ondan... korkuyordum...

    hepsinin kucağında oturdum, beni bırakıp, henüz birkaç aylık kardeşimi alıyorlardı kucaklarına... bir o, bir ben, dolaşıyorduk kucaklarda...

    boncuktan kuş ile orada tanıştım, ahmet kaya'dan önce...

    samsun sigarasının eski paketlerini hatırlayan var mı bilmem, üzerinde tütün yaprağı vardır. o yapraklardan tablolar yaparlarmış, mahkumlar... cezaevinde ağaç olmadığını bilmezdim... çok sonraları, büyüdün dediklerinde yani, anladım o tablolar neden sigara paketlerinden evriliyormuş gerçeğe... yokmuş yaprağın kendisi cezaevinde...

    samsun paketi topladım o günden sonra sokaklarda, oyunlar oynarken yaşıtlarım, ben cezaevi biriktiriyordum ceplerimde...

    mutluluk çıkarırlarmış kendilerine, sigara paketinden, minicik boncuklardan, öğrendim...

    sonra...
    sonra herkes gibi çıkamadık oradan.

    sevdiklerimize sarılıp, vedalaşıp, biraz kederli, biraz mutlu, özlemi bir süreliğine bastırabilecek olmanın hafifliğiyle, çıkamadık...

    nasıl çıkabilirdik ki!

    siyasi tutukluların ziyaretçileri değil miydik!

    asker durdurdu bizi kapıda, çocuktuk, bebek hatta! ama dur dedi asker, durduk işte!

    kardeşim babamın kucağında... babam, heybetli bedeninden uzanan ve boşta kalan sıcacık eliyle de ufacık parmaklarımı sıkıyor bir yandan.

    sonra anlamadım ama korktum yeniden. haklıymışım, üzermiş, yaralar, parçalar, darmadağın edermiş cezaevleri.

    jop denilen meretle de orada tanıştık kardeşimle, vakitsizce...

    bir el silah sesi duydum, ama kan görmedim... havaya ateş açmak buymuş demek.

    eve babam, amcalarım, ve ihtiyar dedem olmadan döndük. annemi gördüm, ama ağlamadım. şaşkın mıydım, hatırlamıyorum. hatırlıyorum, öfkeliydim.

    babamı dedim, aldılar...

    koskoca bayramı, küslerin barıştığı, insanların mutlu mutlu sokaklarda dolaştığı, çocukların avuçlarının şekerle dolduğu bayramı, kucağımda babamın terlikleriyle geçirdiğimi hatırlıyorum.

    gelecek ve giyecek yeniden bu terlikleri babam diyordum kendi kendime...

    cezaevinde bir bayram görüşmesi böyle olurmuş meğer...

    içerdekiler mahkumsa, biz suçluymuşuz onları ziyaret ettiğimiz için...

    o günden sonra o lanet yeşil -belki şirin olsun diye pembe- binanın önünden her geçişimizde kafamı diğer tarafa çevirdim. bu yüzden hatırlamıyorum rengini. rengi yok zaten benim için...

    cezaevinde bir bayram görüşmesinden bana kalan mesleğim olmuştur. şimdi çıkmıyorum duruşma salonlarından, cezaevlerinden...

    kelepçeli bileklere her baktığımda babam geliyor aklıma...

    neyse ki çok özletmedi kendini babam...

    neyse ki çıktı seksen mağduru(!) akrabamız oradan...

    ne yazık ki dolu hala oralar çocukların babalarıyla, anneleriyle! belki de asla anne ve baba olamayacaklarla...

  5. bir gün beytepe'de arkadaşımla paylaşmışım walkmen kulaklığını. ebru'ydu adı. bulutsuzluk özlemi yeni çıkarmış albümü, sevgilim beni aldatmış ama şarkı başladığında hiç hatırlamadığım, olduklarını bile bilmediğim anılar saldırdı beynime. ağladım evet, höykürerek ama canım acıyordu gerçekten. sevgilim mi o da kim babam için kendim için ağladım...


    "cezaevinde bayram görüşmesi"... acaba babamın beklediği ama bizim gitmediğimiz, gidemediğimiz oldu mu? diye düşündüğümü hatırlıyorum.

    bir de biraz kendimden utandırtan bencilce bir duygu var içimde hep bayram görüşmelerine dair. babamın bir arkadaşı ailesi gelmediği için bizi öpüp koklamış aldığı çikolataları bize vermişti.

    çok mu adice buna sevinmiş olmak...

    1 ay sonra dokunacak sevenler birbirlerine ve çocuklar baba, annelerini hissedecek.umarım herkes yapabilir...

  6. 80 ihtilalini yaşayan neslin çoğu ferdinin en az bir kenarından, ucundan tuttuğu gül oyalı mendildir cezaevinde bayram ziyareti.bembeyaz haliyle ama biraz buruk bir sevinçle konur göğüs cebine, özenle taşınır.sevdiceğin saçlarına düşen akların ilk göze çarpışına, büyüdüğüne tanık olunamayan kıvırcık saçlı kız çocuğuna,mezunyetine varılamayan delikanlılara,şifalı ellerine uzak kalınan anaya dökülen gözyaşı için hep o mendil çıkar cepten, sürülür gözlere, yüzlere.

    80 ihtilalini yaşayan neslin çoğu ferdinin en az bir kenarından, ucundan tuttuğu gül oyalı mendildir cezaevinde bayram ziyareti.kalabalığa karışan kısa bakışlara, karşılıklı düşünülen tüm sözlerin duyulduğu kelimesiz konuşmalara, o çok sevilen ve birazdan içeride bırakılacak olanın boynuna ağır hareketlerle sarılmaya, kokusunu duymaya hep o mendil tanıktır.





  7. iç burkan, can yakan, acıtan, bulutsuzluk özlemi şarkısıdır.

sözlük kısayolları: g - güzelinden / n - neler oluyor / b - bugün / k - karışık / s - senden sonra / a - ara / m - mesajlar

kötü sözlük olarak amacımız, yazarlarımız sayesinde sürekli gelişen, değişen bir bilgi ve paylaşım platformu oluşturmak ve bu platformun mümkün olacak en az kısıtlamayla gelişmesini ve güzelleşmesini sağlamaktır. kötü sözlük hepimizin katkılarıyla gerçeklerin yazıldığı, okunduğu, tartışıldığı, kritiğinin yapıldığı bir ortam olabilmek için yola çıkmıştır. (sıkıcı kısım başlıyor) ayrıca kötü sözlük'te yazılan her şey doğru olmayabilir, site içeriği 18 yaşından küçükler için sakıncalı da olabilir. dünyayı ele geçirmek gibi bir amacımız olmamasına rağmen tüm içerik creative commons by-nc-nd koşulları ile lisanslanmıştır.

etiketler · twit · tv · görseller · blog · haber · radyo · mobil · translate · haber ajans şehirler: istanbul · izmir · ankara
bir takım şeyler: iletişim · sosyal sorumluluk · kullanım koşulları · gizlilik · künye