-
mutlu eden bir şiirinden bir kesit verelim,
su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
(bkz: )masalların masalı -
âyaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesineâ.
-
çekilmez bir adam oldum yine
uykusuz, aksi, lanet
bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
azgın bir hayvan döver gibi
o gün çalışıyorum
sonra birde bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
çekilmez bir adam oldum yine
uykusuz, aksi, lanet
yine her seferki gibi haksızım
sebep yok olması da imkansız -
hoşgeldin kadınım şiirinde ''ayak bastın odama kırk yıllık beton çayır çimen şimdi'' kıtasına acaba hangi kadın bu sözleri hakketti de bunları yazdı dediğim şair...
-
milliyet gazetesindeki habere göre beyazıt sahaflar çarşısının kapısındaki çınara ismi verilecekmiş.
-
şiirlerindeki kadar vatansever olmayan şahıs. şiir yazmak iyi güzel şey de birde vatanseverliğini görseydik keşke.
-
el kadar sabisinden en tepedekine kadar memleketi satmaya yemin etmiş adamların olduğu gerçeği bir yana, hala vatan haini denilebilen şair.
-
bir fotoğrafa adlı şiirinde platonik aşkı çok güzel bir şekilde ifade eden şair.
-
kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi, / uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. /kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden, / belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize...
-
ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorarsanız: 'lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...'
bana sorarsanız: 'on senesi ömrümün...'
bir kurşun kallemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
bir haftada yaza yaza tükeniverdi
ona sorarsanız: 'bütün bi hayat...'
bana sorarsanız: 'adam sende bi hafta...'
katillikten yatan osman; ben içeri düştüğümden beri
yedibuçuğu doldurup çıktı.
dolaştı dışarda bi vakit,
sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...
şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
sonra vesikaya bindi
bizim burda, içerde
birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı hiroşimaya
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya
ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
'onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
ve kahreden yaratan ki onlardır,
şarkılarda yalnız onların maceraları vardır'
ve gayrısı
mesela, benim on sene yatmam
laf'ı güzaf...




