-
istanbul'a en çok da burgazada'ya varlığı sinmiş öykü ustası. kalpazankaya'da bir masaya oturmuş denizi izlemekte olan heykeli, reha mağden'lin de gömülü olduğu burgazada'nın deniz manzaralı mezarlığı. alkolden, insandan, hayattan, yazmasa çıldırmaktan... bahseden öyküler, memleket, sait faik.
-
cumhuriyet dönemi türk yazarı.
halk adamı,hikaye yazar kendileri.mütevazi kişilik.hikayelerinden gayri 'şimdi sevişme vakti' adında şiir kitabıda vardır.cenazesi enteresandır.burgazadası'ndaki balıkçı dostları yazar olduğunu gelen çelenklerle öğrenirler.enteresan...
-
şimdi sevişme vakti demiş büyük şair ve hikayeci.
şiirlerinden bahsetmek istiyorum. onun nefes açan o özgürlüğü ve fransa'nın köyünde yaşadığı mutlu günlerin yansıması olan şiirleri. ne büyük bir mutluluk başka bir ufku görebilmek senin kaleminden büyük üstad. şu soluk ve gri dünyada başka bir hayal kapısı araladın bizlere.
-
sakarya doğumlu cumhuriyet şairi ve yazarı, bir zamanlar adına açılmış bir sanat merkezi de vardı şuanda migros olarak faaliyet verse de.
-
-
-
herşey bir insanı sevmekle başlar diyen sevdiğim bir hikayecidir.
-
"büyük hayaller kuralım sevgilim! ben şimdi böyle yapıyorum. tertemiz bir şehirde, asfalt caddeler üstünde, dibinden metrolar geçen, üstünden kolosal otobüsler uçan, muazzam, eğlenceli bir şehirde seninle yaşamak istiyorum. yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor. büyük kahvelerde çay içiyor, temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor, latif rayihalı şaraplar içiyor, tertemiz bir yatakta seni kollarımın arasına alıyor, sana :
- bütün mesut şehir uyudu, uyuyalım sevgilim, diyorum.
sabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafın azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum. ama sevgilim, olacak, büyük hayaller kuruyorum."
-
soyadı yüzünden kötü esprilere maruz kalan şair.
-
"oğlum patlak göz. ben insanoğlu. sen hayvanoğlu. bundan milyonlarca sene evvel, her ikimiz de kurttuk, solucandık, tek hücreli mahluktuk. ondan evvel boşlukta bir tozduk. sonra bak işte bu hale geldik. bundan sonra belki böyle kalırız. belki değişiriz; ama böyle kalmayalım. siz de bedbahtsınız biz de. evlerde uyuyanlar, ipekler içinde uyuyanlar, kadın koynunda uyuyanlar, soba başında kıvrılmış bobiler de var. lastikten kemikleri, topları var. hanımları atar koşup getirirler. sabahları kapıcılar gezmeğe çıkarırlar. insanlar var, sevdiklerini almışlar şu saatte koyunlarına, dalmışlar iki kişilik rüyalarına. pekâlâ, ne yapalım? ama sen zeyrek yokuşunda kuyruksuz, tüysüz, uyuz, soğuktan titreyen bir sokak köpeği;ben panco’nun arkadaşı, başka hiçbir şey değil, yağmura vurmuş, uykusuz, canı burnunda, yüreği ağaççileği sokağında, kafası bomonti tramvay durağından yüz metre uzakta kirli bir yastıkta bir adamcağızım. ne yapalım?…"