paris

  • fransa' nın başkentidir.ortasından sen nehri geçer.bir zamanlar sanatın başkenti olarak bilinirdi.şimdilerde ağzına kadar afro-fransız, uzakdoğulu ve mağribliyle dolmuştur, suç oranı yüksektir ve her şey çok pahalıdır.

  • paran varsa aşk yaşarsın, romantizmi görürsün

  • güzel , karışık , pahalı avrupa kentidir . aşk maşk diyenler gidip romantizm yapmaya çalışırken cüzdanlarından , çantalarından olabilirler.

  • hayallerimizi süsleyen, şarbın başkenti olduğunu düşündüğümüz ve bir çoğumuzun ilerde mutlaka gitmeyi düşündüğü masalımsı bir şehir.

  • aşk şehri sanıp gidecek olanların* hayatlarındaki en büyük hayal kırıklığı yaşayacağı şehirdir. gereksiz pahalıdır. her şey turistten para koparmaya yöneliktir. fransız görmek pek mümkün değildir, zira afrikalı istilasına uğramıştır. avrupa'nın en tehlikeli başkentidir. gece dışarıda yalnız dolaşmak risktir. en takdire şayan şeyi avrupa'nın en gelişmiş ikinci metro ağına sahip olmasıdır.*

    1
  • vakti zamanında bok gibi kokan bir şehir olduğu için parfüm sanayiinin bu kadar gelişmiş olduğu rivayet edilir.

    1
  • ne aşkı, ne romantizmi? sakın bunlara inanmayın. saçma sapan bir yerdir. hele kışın hiç çekilmez.

    buz gibi soğuk bir şehirdir.

  • cem uzan'ın türkiyeden kaçıp sefa sürdüğü şehirdir.

    1
  • pahalı ötesi şehir.

    gezmeye görmeye gidenlerin, gittiği gün hemen anında museum pass ve ''paris visite'' kartı alması gerektiği şehir. yoksa fırdöndü gibi ordan oraya gezerken ulaşıma ve müzelere, tarihi yapılara harcadığınız para küçük bir servet olabilir.

  • 1.3 euro'luk metro biletlerinin tek kullanımlık olması havar havar ağlama isteği uyandırabilir.

  • ...hilton diye taş gibi hatun vardır.

  • hector'un şerefsiz, uçkur düşkünü, ibnetor kardeşinin adıdır yunan mitolojisinde.

  • kral priamos'un oğlu. doğumunda apollon tarafından sunulan kehanetler sonucu, yaşaması dahilinde truva kentine yıkım getireceği, tüm dünyada kan dökülmesine sebep olacağı söylenmiştir, bunun üzerine kral priamos öldürülmesi için onu bir askere(agelaos) vermiştir fakat asker onu doğaya bırakıp tanrıların kararına terketmiştir, bir dişi ayı tarafından beslenerek bir kaç gün doğada kaldıktan sonra, asker tarafından tekrar alınmış ve büyütülmüştür. peleus ve thetis'in düğününde tanrı eris'in ortalığı karıştırmak için gönderdiği altın elma üzerine, 3 tanrıça, hera, artemis ve aphrodite arasında seçim yapması istenmiş seçimini aphrodite'ten yana yaparak kaderi helena ile bir yazılmış kişi. kendi kimliğini öğrenince truvaya gidip, kraliyet ailesindeki yerini almış ve daha sonra kehanetler doğrultusunda, helenayı kaçırarak truva kentine yıkım getirecek savaşı başlatmıştır. herakles'in yayı tarafından açılan bir yara ile ölmüştür.

    1
  • çalışkan,hırslı ve zeki kadınlara çok yakışan isimdir.

  • hilton oteller zincirinin, hafif meşrep, şuh bakışlı varisinin ön ismidir.

  • istanbul'dan çok çok iyi sanılan şehir.

    evet çoğu insan bir bok var zannder paris'te. gittim, gezdim ; dolaştım lakin ben istanbul'un tek bir zerresine dahi değişecek bir şey göremedim paris'te.

    hele o iğrenç demir yığınını görmek için girdiğim upuzun kuyruk tam bir trajikomik durumdur. evet en tepesine çıktığınızda paris'in ne muhteşem yapılandığını cetvelle çizilmişcesine düzgünlüğünü ve sen nehri'ni falan görüyorsunuz ama işte o kadar... o kuyruğa girmeye çok da değmez yani.

    ve yine bir başka kuyruk şahane denilen restaurantların önünde. bekliyorsunuz, bekliyorsunuz ve sonunda sıra size geldiğinde garson sizi büyük bir nezaketle masanıza götürüyor. o restaurantın en özel yemeğini istiyor ve aç karnınıza sunulacak bayramı merakla bekliyorsunuz. cevizden az büyük sanki tuz havuzundan çıkarılmışçasına tuzlu ve üzerine bildiğimiz çilek reçeli dökülmüş ekşi midir tatlı mıdır nedir anlayamadığınız birşeyimsi geliyor. ördeğin etini mahvedip bırakmışlar işte. o kadarcık küçük şey için ödediğiniz paraya ise ağzınız açık bir şekilde bakakalıyorsunuz. oradan çıkıp doğru mc donalds tarzı bildiğiniz bir yer bulup karnınızı doyuruyorsunuz.

    bunların dışında sokak aralarında yürürken sokaktaki gençler tarafından sözlü tacize uğramışlığım vardır. bu tarz fransız asilzadesi! kılıklı gençlerden biri ise beni kaldığım otele kadar takip etmiş; otelin kapısından gireceğim anda nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde dudaklarıma yapışmıştır. çüşş ohaa diye itelemeniz koşarak kendinizi içeri atmanız da ayrı bir trajikomik durumdur.

    sen nehi'nde gezerken avrupa'nın çoğu şehrinin birbirine benzediğini, ortalarından geçen nehirlerin çok da çekici olmadığını düşünmeden edemezsiniz. nehirdeki gezinti size asla boğazdan aldığınız tadı vermez.

    paris'ten ayrılırken tek düşündüğünüz şey "güzel bir şehirdi ama asla istanbul kadar güzel olamaz" olur.

    gözümüzde bir bok varmış gibi büyüttüğümüz çoğu avrupa şehri için de geçerlidir bu kural. hiçbiri istanbul'un ruhunu ve bedenini andırmaz...

  • çok pis, kaka bi' kızın ismidir.

    (bkz: paris hilton)

  • bir küçük iskender şiiri..
    paris

    bu kartı sana paris'ten atıyorum

    çok türkçe bir aşkın ortasında
    çok türkçe bir yağmurun mağarasında
    çift kağıtlının son dumanına sinen erezyonda
    kelimelerden
    beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
    ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
    kendime doğru
    bir çıkış yolu bulduğum
    güzel bir zamanda..

    bu kartı sana paris'ten atıyorum:

    bugün mavinin ayrı bir havası
    bugün rüzgarın özel bir şıklığı var,
    bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
    bugün kuşlarla senden, senin
    o çok efkarlı ellerinden konuştuk uzun uzun
    bugün kuşlarla senin resmini çizdik
    bütün karakol duvarlarına
    biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
    allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
    bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
    bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!

    gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
    ışıksız gözlerime bir nebze kan
    pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
    duran
    sonra yürüyen
    sonra bir daha duran
    seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
    hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
    üşürken, açken
    kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
    sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
    niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
    nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
    niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
    şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
    sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
    koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, sıçabiliyor muyum
    dehşetli yerlerimden
    en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
    otuz üçünde kahpe bir anarşist
    sırtında yetmiş yedi hançer yarası
    bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
    gece camlarını, orospu.mlarını yumruklarken
    ya da

    çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
    her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
    ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
    puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
    bu kartı sana ben
    sanırım
    paris'ten atıyorum!

    mamafih,
    niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
    sanki
    ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
    sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
    kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
    evet! evet!
    koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
    faşizme yenilmişken
    avla avcının mesafesi daralmışken
    otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
    kıçında yetmiş yedi.azrak yarası
    bu kartı sana ben
    büyük ihtimal
    paris'ten atıyorum!

  • casionoları büyük olmadığı için hiç gitmediğim memleket.

  • konusu:
    bu hikaye, hasta ve ölebileceğini düşünen bir parisli'yi anlatıyor. içinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. kendi ölümünü düşünmek, hayatına ve başka insanların hayatlarına birdenbire yeni bir anlam katıyor. meyve ve sebze satıcıları, işçi, dansçı, mühendis, üniversite profesörü. birbirinden farklı kişiler bu şehirde ve bu filmde bir araya geldi.

  • cafe de flore da bişiy içmeden gittim denmemesi gereken şehir.

bizi takip edin