-
yazarlar içinden geçeni yazıversin diye tarafımdan oluşturulmuş serbest alan. mesela ben 'bu geceki ben'i anlatmak için kullanacağım şimdi, bir mektup şeklinde.
sevgili sevgilim;
şu an hacettepe acilin önündeki bankların birinde oturup sana sesleniyorum. belki hiç bu kadar korkmamıştım hayatımda. bu gece ölüm korkusunun içime dolduğunu hissettim. damla damla da değil, bardaktan boşanırcasına...
tansiyonum yeni düştü 15'e 9'lardan. damarlarımın zonklayışını algılamıyorum artık. artık tek gerçek his, hissizlik... ölüm...
tren raylarına karşı oturuyorum. birkaç kere geçti tren.içinde bir sürü insan. bu saatte bu kadar insan olur muymuş trende? şaştım kaldım.
bu gece sanırım,
sadece ben yalnızım.
son günlerde, şu son bir ayda bir çığlıkta o kadar çok seslendim ki sana...
çığlıklarım nefes oldu,
adına durdu.
sensizliği hissettim kalbimin en derininde. senin hemen arkandaydı.
normal bir kadın değilim ben, tepkilerimi mazur gör. seni ve sensizliği bir arada kaldıramıyor kalbim.
senin denizinde,
sensizlik çekiyor diplere.
sahipsiz kalmış biir balık gibiyim. ne yüzebiliyorum, ne ölebiliyorum. ne uzaklaşabiliyorum ne gidebiliyorum başka koylara, ne de yaşayabiliyorum senin tuzlu sularında. yüzgeçlerimi tıkıyor sensizlik, tuz tanesi olup. nefessiz kalıyorum aşkımın karanlığında.
az önce geçen adam, ondan aldım işte bu kağıdı. başka türlü olmayacaktı çünkü. yüzgeçlerimdeki sensizliği kelimelerle kusmak istedim. sensiz anlamsızlığımı anladığım ana gelir zaten kaleme sarılışım.
barınmam gerek senin denizinde,
her gün yüzgeçlerimi silke silke...
merak etme sevgilim, bu aşk her tohuma kaçtığında küllerinden yeniden yakıcam. yeniden alevlendirecem aşkımızı. ne yapıp edip güçlendirecem aramızdaki misina iplerini. gün gelecek demirden bile sert olacak bağımız. sen balığın olmadan, ben denizim olmadan yaşayamaz olacağız. (neden balık sensin deme, ben hiç yaşayamıyorum ki sensiz.)
işte o gün geldiği zaman o kadar kuvvetli olacak ki sevgin, beni yaşatmaya yetecek. karabasan olup yanımda oturan, soluğumu kesen azrail dönüp gidecek. bir daha uzun süre uğramamacasına...
sen ve ben bu hayattaki tüm mutlulukları tattıktan sonra gelecek. ölüm gibi de değil, uzun huzurlu bir yolculuğa çıkar gibi...
yeni baloncuğumu senin sevgin yapacak. bu sefer hayattan soyutlamayacak, aksine ortasına atacak hayatın. fakat bu sefer korkmayacağım hayattan. kalbim ellerinin, ruhum sevginin güvencesinde...
sen beni sevdikçe, biz gene biz olacağız.
ruhumun son damlası terk edene kadar bedenimi,
biz gene bir olacağız.
akdenizin o tuzlu sularında yüzen, kavuniçi balık gibi... ben gibi... sen gibi... biz gibi...
sözüm olsun.
hoşçakal. -
küllerimden doğmaya çabaladıkça kocaman bir boşluğun ortasında kocaman bir yalnızlıkla başbaşa kalıyorum.. her gelen dost da bir gün gitmek için varmış. anlam veremediğim bir kaybın ardından yağmurlu sabahların griliği altında yalnızlığımı paylaşıyorum kırılgan kalbimle.. üstelik kırılganlığımın farkında bile değilken..
bütün yalnızlıkları, yanlışları terkettiğim şehrin gecelerinde bıraktığımı sanırken yeni yaşamların yeni sorunları arasında boğuluyorum tüm çırpınışlara rağmen.. çırpındıkça, çözüm aradıkça daha çok çekiliyorum diplere..mavi düşlerim siyaha boyanırken, küçük bir pencerenin ardından izliyorum kendi puslu benliğimi..
bir hiçliğin hüznünde boş dermanlar arıyorum sigaramın dumanında.. ve bırakmışlığın, pes etmişliğin gerçekliğinde suskun bir elbiseye bürünüyorum; içime kapandıkça çözülecekmiş gibi bütün düğümler.. düğümlendikçe hıçkırıklarım boğazımda ve akmazken gözyaşım aylardır yorulduğumu anlayabiliyorum artık.
bu boş hayatın avlusunda suskun otururken yalnızlığımla başbaşa vazgeçiyorum sorgulamaktan yaşanmışlıkları. tüm yaşananlar bir şeyler öğretirken insanlara ben sadece bakakalıyorum anıların ardından..
kendi iç sorunlarımı ilaçların yardımına bıraktıktan sonra bunun da fayda etmediğini anladım. anı kurtarmakla bir yere varılmıyormuş meğer. vazgeçtiğim her başlangıç bir sona zemin hazırlıyormuş ben farketmeden..
uzaklara daldıkça gözlerim ne düşündüğümü bile bilmeden oturabiliyorum artık saatlerce..
umutlarım, hayallerim yıprandıkça kesilir oldu nefesim. yaşam enerjim bittiğinde yalnızdım tanımadığım bir şehrin sabahında.. kırgınlığımı yalnızlığımla paylaşırken kimseye farkettirmeden bastırıyorum gözyaşlarımı..
hayatın mutlu anlarının da değiştiremediği gerçekler var. dolan gözlerimin flu dünyamı daha da bulanıklaştırdığı gerçeği gibi.. -
sivrisinekler bile senden daha çok sevdi beni....
-
kaptanın günlüğü gün 1:
bugün özgürlüğümün ilk günü. varamadım tadına. varıcam ama. balık tutacaz bu gece. almora dinletince geliyorlarmış. öyle diyor ecem. gelir mi ki? arı balığı hariç bi balık mümkünse.
antalyaya gidicem. orda biraz tatil yapasımm var arkadaşımla. antalya güzeldir. antalya candır.
rüzgar estikçe wireless daha mı az çekiyor ne? öbür tarafa mı götürüyorsun interneti rüzgarcım?
yazları güneş batmıyor. ve ben bu duruma sinir oluyorum. kış gibi olsa gece 7'den 7'ye sürse. gezip dolanacak 12 saatin olsa? ama yok.
sertab erener neden lal şarkısını kısık sesle söylemiş? ne de çirkin bi kadın. bıyy. candan olacak candan.
niyet ettim dövme yaptıracam. sırtıma antisıradan bişiler çiziktirecem. olma mı? ne diyorsun?
ilk gözlük taktıgımda ne beğenmiştim lan. çocukluk işte.
axel f- crazy frog dinliyorum. sağlıcakla kalın. -
ahmet çok yavşak
ali çok piç
ayşe çok kaşar
fatma bi bana vermedi
remzi çok göt
erhan lezbiyenmiş
hatice'ye ibne diyolar
yeliz'in babası gay diyolar.
neyse bugünlük bu kadar karalama yeter. -
az sonra okuyacaklarınız saçma bir kısa hikaye denemesidir. mutsuz bir son düşünmüştüm elif ve ali için aslında ama totem yaptım kendi hayatımla. o yüzden şimdilik yarım bırakıyorum, hayatıma bakınarak tamamlayacağım devamını.
tuşlara boş boş bakıyorum. nasıl anlatıcam ki size ali'yi? ben ne kadar tanıyorum ki? fazlasıyla etkileyici olduğu kesin. şeytanın yoluma bıraktığı bir yem kadar çekici. hata yapmanın nasıl harika bir şey olduğunu bilirsiniz. bilmiyorsanız da deneyin. adrenalinin dolaştığı kanınız, zonklayan damarlarınız, kocaman açılmış gözleriniz ve ciğerinize dolan soğuk hava size yaşadığınızı hissettirecek. öyle bişey işte ali de. ama hata diyemem onun için. o kadar güzel açıkladı ki hata olmadığını. o sözlerden sonra hata diyemem artık.
'elif, basit düşün. bir sınavda bir hata yaparsın, o sana kötü bir sonuç olarak geri döner. bir bedeli olur, kötü bir bedel. bizimkisi hata olsaydı bir bedel ödememiz gerekirdi. ve bu bedel orgazm olmazdı.'
bu sözlerden sonra nasıl hata diyebilirim ki ona? ayıp olmaz mı?
dünüm o el atana kadar stresli ama alabildiğine normal bir gündü. güneşin doğduğu ama içime dolmadığı, hayati ihtiyaçlarımı karşılayıp fazladan bişey yapmadığım normal bir gün. 'an ordinary day.' sonra onunla konuştuk. aşktan konuşmadık pek. aşk bizim haricimizde dünyada o kadar çok konuşulmuştu ki, artık söyleyecek bir söz daha kalmamıştı. aşkın her hali betimlenmiş, bize anlatacak bişey kalmamıştı. bize kalan tutkuydu. en tehlikeli duygu. şeytanın yolumuza serptiği en çekici günah.
tutku... içinde kadını da erkeği de bu denli yoğun barındıran bir kelime daha yoktur. aldığınız nefesle içinize dolar tutku. vardır ya da yoktur insanda. gelip gitmez yani. bir özelliktir tutkulu olmak. sevgiline ya da ortamına bağlı değildir. senin özünde vardır. benim özümde var, onunkinde de var. bizi birbirimize çeken de bu zaten. en başından beri, farketmesek de...
farketmemiz ne kadar vaktimizi aldı hakikaten? gerçekten bilmiyorum. dün birden oldu diyemem. öncesi de var. abartmayacağım. kendi dizginlerini çekmek zor iş.
korkuyorum. açık ve net. sakin yapım dalgalı sularda alabora olmadan barınabilecek mi bilmiyorum. 'kendine güven.' dedi bana. söylemedim korktuğumu, ama anladı. 'korkma.' dedi. öyle bir sesle söyledi ki gevşediğimi hissettim. 'akışına bırak be, akışına bırak. ne olacaksa olsun.' akışına bıraktım. ne olacaksa olsun dedim. rahatladım. korur mu beni bilemem. ama artık vakti geldi kendimi korumanın. bu işe giriyorsam risklerini de alıcam. risk olmazsa eğlence de olmaz zaten, öyle değil mi?
'sevgili olma işlerini beceremem' dedi. 'zaten becerebilseydim sevgilim sen olurdun.' neden ki dedim içimden, duydu. 'iyi anlaşıyoruz, eğleniyoruz, benzeşiyoruz. istiyoruz birbirimizi. daha ne olsun ki?' haklı aslında. ama yeter mi ki? bir saniye. neye yetecek? birlikte olmaya mı? birlikte olmak isteyen kim? sıradan kadın olmamak lazım. ilişki dediğin olacaksa olur zaten. bi ilişkiye başlayalım denip başlanmaz. yani hep öyle yapılır da, en güzeli o değildir. bir kere de konuşma ne olacak diye ekin dedim içimden. isırdım dilimi. akışına bıraktım dün gece.
sesinde yeni bi şeyler vardı. daha önce görmediğim. daha önce kimsenin bana hissettirmediği, başka bir his. sahiplenilmek değişik bir duygu. gelip giriyor kanına onun olma isteği. ne sinir bozucu bi insanım. dayanamıyorum kendime.
sakın gelme diyesim var. gelme de uğraşmayayım yeni bir adamla. yoruldum gencecik yaşımda. 24'ümde karşılaşsak negzel olur dedin ya. olur be, 24 güzel yaş. sonrasındaki yurtdışı mevzusu zor iş ama. demedi deme. evlenmeden olmaz!
ne diyorsam işte. tatlım normal bi kelime. garipsemez pek kimse. hayatım lafına bayılırım. o da kabul hadi bakalım. hayatım da negzel söz be. bebeğim dedin. çok mu uçmuştun ne? ayık kafayla zor iş yoksa. peki ya 'kadınım'? kadınım mı? ben mi? nasıl ya? olamaz mı, olabilir.
yapma dedim. ali hata yapıyorsun yapma ali... neden dedin. çünkü, yarın sen unutursun ben unutmam. yapma ali, yapma bunu bana. korkma dedin. tek bi kelime. nasıl güçlüydü ama. korkma dedin, korkmadım.
hayatını anlattın bana sakince. ilk defa anlatır gibi birisine. evet ilkti dimi? biliyordum zaten. daha önceden kurmadığın cümleler... ilk kez benim için dökülüyor ağzından. güzel hissettirdi. özel hissettirdi. özelsin dedin. inandım.
anneni, babanı, anneanneni anlattın. kardeşini, abini, çocukluğunun geçtiği yerleri... gençliğini, yaşadıklarını, korkularını, sevinçlerini anlattın bana. bir damla kendinden koydun içime. sırlarını paylaştın. önce boşver dedin, sonra döküldü kelimeler ağzından. paylaştın yükünü. rahatladın belki, belki daha çok farkettin hazmedemediklerini. ama anlattın işte. o kadın oldum senin için. illa aşk gerekmiyor ya.
arkadaşız biz. utanmadan da söylüyorum bunu. arkadaşız biz. iyi arkadaşız. fazlası olmaya çalışmanın anlamı yok. olamayız. ama arkadaşlığın da güzel be güzelim. çok arkadaşlıktan daha güzel. daha sade ve sağlam. ne desem ki, kafamı daha da karıştırmadan ne desem olur ki? bilmiyorum ki.
ne yapıyorduk, akışına bırakıyorduk. ne olursa olsun. su akar yolunu bulur. sen beni, ben seni buluruz bi şekilde. buluşuruz rüzgar durunca, sen roma'dan dönünce. gitmesen ya. özlerim ben. valla bak.
bugun sabah da konuştuk. akşam da konuşuruz kesin. anlatacak çok şeyin varmış. çok sevindim olmasına. konuşulacaklar biterse sinir olurum. sessizlik, ne sinir bozucu bir şeydir öyle. ben susmam, sen de susma ki korkmayalım.
rol yok bu sefer. nasıl görünürüm derdi yok. neysem o. artık bir tek ben, bir tek ben, isteğim bir tek benden... ne düşünürsem söyleyecem, dünkü gibi. özledim desem? sus elif. tamam, sustum.
akışına bıraktım. suyun yolunu bulmasını beklemedeyim. devamını yaşadıkça aktaracam sevgili beyaz kağıt. kaleme sarılmamı bekle!..
sevgilerimle,
kotukadinmuzeyyen. -
efes'in mermerleri arasında, denizinde ve çevresindeki küçük ağaçlıklarda olurdu, üç gün, üç gece süren eğlencelerimiz. her zaman, gökyüzünün yıldızlarının ışıl ışıl parladığı ağustos ayında olurdu kutlamalar... bu eğlencelerde, şarkılar danslar olmazdı. normal insanların düzenledikleri panayırlarda olduğu gibi eğlence ve kahkahalar yoktu. şarkıalrın yerine, rüzgarın uğultusu ve ağaçların kokusuyla karışan, ormanda yaktığımız ateşten çıkan çıtırtılar duyulurdu. her konuda sırlara vakıf olanlar gelirdi. bunlardan bazıları, kabarık elbiseler, incilerle süslenmiş ve özenle taranmış saçlar içindeydiler. bazılarının kıyafetleri tıpkı aram'ınkiler gibi tuhaftı. bazılarıysa, sade bir kaftan giyiyordu. bronz taslarla, kan kırmızısı, içimi hoş ve tatlı şaraptan içerlerdi. hoş kokuları yükselerek çıkan dumanla etrafa yayılan kuru yaprakları ateşte yakarlar ve dumanı zevkle içlerine çekerlerdi.
toplanmış olan bu ruhlar, tapınağın eskisi gibi olmasını arzu ediyorlardı. tanrıçanın tağınağı, tıpkı, gün ışığıyla ilk karşılaştığı zamanki gibi, günbatımının içinde, vücuda gelip canlanıyordu. frizler, kolonlar, tavanlar, kısacası her yer canlı renklerle yapılmış resimlerle dolmuştu. kabartma heykeller bile resimlerle dolmuştu. tapınağın tam ortasında duran tanrıçanın heykelinde, gözlerinin yerine konmuş iki taş sevgiyle parlıyordu... -
içip içip futursuzca etrafa kusmak ve bu kusmukları en sevmediğim kişiye toplattırmak istiyorum.çok sıkıldım lan sözlük!
-
bende olmayan şeyle övünürüm. budur marifetim. sevgililer gününde kendime elimi hediye ettim.
hepinize muhalefetim. q harfinden firar edip askeriyenin tellerine zarar verebilirim.
kaç saatini alır bana cinayet işletmen?benim bi' sayfamı işgal edip ünlü olmak istediysen?,
moruk ben hastayım doktorumu becerdim.bu yüzden tıp bana kızdı sen iyisin dedi!
delirttiğini sanıp beni , sevinme sikerim seni. ben uzayda nam salan bir şehir efsanesi.
yani arta kalan arkasından bir tecavüz sahnesiyim , karnesine bakmadan yırtan şu piçin kendisiyim.
rahat ol yazarrr. relax ve cool. klavyeyi at elinden saksafona dur.
haftasonu dışardayız yolumuzu bul. biz yolumuzu buluruz. uçsa bile donumuz. -
bir düş var düşümde;
düşmeyen düşümden.
bir kadın var;
sanki hep benimle kalacakmış gibi,
hiç gitmeyecekmiş gibi.
beni de bırakmayacakmış gitmeyeyim diye.
dur bakalım orada diyecekmiş.
hatta kendisi gitse bile;
çok da uzağa gitmeyecekmiş,
uzaktan bakacakmış bir süre.
gitti yerde bile benimle kalacakmış.
bir düş var sanki düşümde.
kaldığında gitmediğin. gittiğinde kaldığın.
edit: imla




