Sosyal Sorumluluk
#gündem
#bugün
Array ( [action] => home [page] => 2 )

sözlük yazarlarının karalama defteri facebook icon twitter icon

  • tümü
  • diğer siyah ok
detaylı başlık içi arama:
kelime:
yazar:
tarih:
 
  1. amanini mor goyun. meeler gelir.
  2. 30 nisan 2011
    03.25

    "sevmesin istiyorum artık beni!
    sevmesin!
    sevmesin hiç beni!
    nefret etsin amk
    yeter artık
    bitsin istiyorum
    gitmek istiyorum
    kurtulayım istiyorum
    hay sikecem
    çok daraldım ben
    aklının alamayacağı kadar daraldım
    bir avuç büyüklüğünde bir
    kafeste yaşamaya çalışıyorum
    çık demekle de olmuyor işte
    çıkamıyorum
    onca ödün verdim
    neden?
    çünkü zorunda hissettim
    hatalarımın bedeliydi bunlar
    önümdeki ömrümden 10 yılı
    belki de 20 yılı
    geçmişimden sadece 1 saniyeyi sildirmek için verebilirim
    sevmesin beni ya
    sevmesin beni kimse
    kimse beni sevmesin
    kurtulayım artık."

    geliverdi birden aklıma.
    ya da hiç çıkmamış da olabilir, emin değilim.

    çok üzülüyorum ya.
    ben sana çok üzülüyorum.
  3. bazen kendime ben bile katlanamıyorum.
  4. o kadar acizsin ki.
    o kadar çaresizsin ki.
    mesleğinde iyi bir yerlere gelmiş olman,
    bulunduğun ortamın en iyisi olman,
    hatta belki yüzlerce kızın sana delice bir ulaşılmazlık bilinciyle hayran olması,
    deri koltuklu volvo araban
    üzerinden para akan o giysilerin
    ve o güçlü, karizmatik duruşun
    bunların hiçbir şey ifade etmediğini sen de biliyorsun.

    benim karşımda ne kadar aciz olduğunu sen de biliyorsun.
    uzaktan uzağa çaresizce bakışların
    selam verememen
    her şeyin sadece bana bağlı olması,
    bunların sana ne kadar acı ve ıstırap verdiğini ben görüyorum.

    benim gözlerime benzeyen o gözlerinle bana nasıl baktığını görüyorum.
    elinden gelen hiçbir şey olmadığını biliyorum.
    bir daha asla dokunamayacağın,

    vitrinde görüp, asla elde edemeyeceğin, dokunamadığın, ama her gün ısrarla, çaresiz bir umutla önünden geçtiğin bir oyuncak.
    ben buyum işte.

    ellerinin arasındayken, senin sıcaklığınla avuçlarından eriyip senden giden, ve bir daha eski haline asla getiremeyeceğin bir buz parçası.
    ve ben, buyum işte.

    emin ol, sana daha farklı davranamazdım.
    bizim sonumuzu sen getirdin.
    aşağılık herif.
    lanet olası.


    sevgilim.

    edit: düzenleme.
  5. susmanin bile bir uslubu varmis. yeni yeni anliyorum.
  6. sigara öldürür, içmeyin üzülüyorum.
  7. *

    `lütfen gece yarıları, sonradan utanacağınız izahatler girmeyiniz.´

    *
  8. bazı şeyleri gördükçe sana daha çok bağlanıyorum sevgilim.
  9. hayat ne kadar guzel sayin sozluk. sasirmamak elde degil!
  10. yine bir cuma gecesi belki de cumartesi sabahı demek daha doğru. rutin işlerimi yaptım uzun zamandan beri olduğu gibi. önce yalan dünya ardından biraz beyaz show. beyaz'da dünyaca ünlü bir güzel olmadığı için erken ayrıldım tv başından. bir kaç haftadır alışmıştık dünya güzellerine. içimde oluşan kuzey merakına engel olamadım. hande yener iyiydi hoştu. hafif transparan tulumu içinden gözüken iç çamaşırı izleri gözleri rahatsız etse de kadının şarkıları güzel olduğunda izlenebilitesi vardı. kuzey merakına gelince, hep bahsediyorum aslında kuzey bir nevi ben, yani benim kadar bahtsız belki de ben onun kadar bahtsızım, belki de ikimizde şanslıyız bilemiyorum ama bir dizi karakterini o kadar kendimle eş tutuyorum ki,başına yine ne gelecek diye merak içinde bir sonraki bölümü bekliyorum. çarşamba günleri hürrem sultan var diye, kuzeyi izlemek cuma gece yarısına kalıyor işte. baktım beyazda hayat yok pek fazla, okan desen aynı standartta, kapattım tvyi açtım bilgisayarımı. karnımda biraz acıkınca dolabımdaki cipse ve biralara göz koydum. efes extra içmezdim ama şimdi bal gibi tatlı geliyor. kahretsin artık ona bile alıştım. zaten gün geçtikçe daha sert içkiler arıyorum. bilgisayarımı açıp hemen diziyi izlemeye koyuldum, tabi bu sırada cipsimi ve dolaptan aldığım buz gibi biramı da açtım. dizi güzel, cips güzel, bira güzel, hayat güzel ama kuzey'in durumu sakat arkadaşlar, az daha boynuz yiyordu. neyse dakikalar geçti, kuzey gerçekleri öğrendi falan filan derken arkadaşları kuzey'i teselli etmeye başladılar. kurtulduğuna şükretmelisin dediler ona. işte o an flash back yaşadım. sanki dünmüş gibi. kuzey'i aynı beni teselli ettikleri gibi teselli ediyorlardı. aynı kelimelerle, aynı cümlelerle. sinirim bozuldu ama her şeye rağmen kuzey benden daha şanslıydı. ikimizde bir şerefsizden, yalancıdan, geçmişi kirli ve yalanlarla dolu olan insan suretine bürünmüş zavallıdan kurtulmuş olabiliriz ama en azından o sebep bilebiliyor, ne olduğunu biliyor. ben ise tam zıt sadece içime doğanları ve tahmin ettiklerimi bilebiliyorum. gerçi bugüne kadar ne hissettiklerimde ne de tahminlerimde yanıldım o şerefsizle ilgili ama olsun, kanıtlayamamak var işin sonunda. ben biliyorum birde allah biliyor, sadece dua ediyoruz işte kötülerde bu dünya da cezalarını çeksinler diye o kadar, elden başka bir şey gelmiyor. üzülüyormuyum dersem evet çok üzülüyorum, hem de haddinden fazla, yalan yok, ama asıl üzüntümün sebebi o şerefsizi kaybetmek değil, hayallerimi kaybetmek ki en önemlisi annem ve babamın hayallerini kaybetmesi. işte zaten ona yalvarmamın, bu kadar üzülmemin, peşinden koşmamın sebebi bu. annemin göz yaşları. onun bir tek damla göz yaşı için dünyaları yakarım ama son bölümde kuzey gibi kendime hakim oluyorum sürekli. çünkü hesap sorarsam ya da öcümü alırsam yine annem üzülecek. zaten öcümü aldım, madem benim annem üzülüyor, onunki de üzülmeliydi, üzdümde. çok pişman oldum diyemem ama vicdanım sızladı, ne annem ne de ben 2 3 gün uyuyamadık ama tek kelime yalan söylemedim o şerefsiz gibi. sadece bilinmesi gereken birkaç doğruyu söyledim. artık onunda annesi yansın, kendide kavrulsun. onu düşünmekten kendimi alı koyamıyorum. ama iyi olarak değil, nasıl hayatına normal olarak devam edebiliyor ben onu düşünüyorum. nasıl bir yüzsüzlük, nasıl bir vicdan, nasıl bir haysiyetsizlik. bir insan ar namus kavramlarından bu kadar mı uzak olur. kendimi onun yerine koyuyorum, iş yerine nasıl gidebiliyor, benim midem bulanıyor. nasıl konuşabiliyor arkadaşlarıyla ve ya hocalarıyla, yüzlerine nasıl bakabiliyor, aklım almıyor. her nefes alışım onun için bedduadır. her nefes alışım günah bile olsa, her nefes alışımın beddua olmasından vazgeçmiyorum. onu unutamadığım için ve ya başka bir sebepten değil. ona da söylemiştim hayatımda bir tek sana güveniyorum diye ama oda sözünden döndü, hem de benim herhangi bir suçum olmadığını söylediği halde. işte bu yüzden son nefesimi vermeden önce bir kötünün şu yalan dünya da cezasını bulup acı çekmesini istiyorum. o zaman belki alalh'a tam anlamıyla şükredebileceğim. her şeyden önemlisi artık o insanlıktan nasibini almamış çift karakterli varlığı önemsemiyorum. artık önemsediğim şeyler yeni umutlarım var. biri var benim göz koyduğum, birileri var bana göz koyan. bana göz koyanlarda gözüm yok ama benim. biri yalvarıyor evlenelim diye, diğeri ben ayrıldım diye sevgilisinden ayrılıp benle birlikte olmanın hayalini kuruyor. sevgilim varken bile bu kadar mesaj trafiği yaşamıyordum yahu. beni eski sevgilimden daha fazla düşünenler çıktı karşıma. hem de benle gelecekleri olmadığını bildikleri halde. işte bir kız severse koşullar ne olursa olsun sevdiği erkeği düşünür, seni seviyorum diyerek yalan söyleyenlere benzemez, yarı yolda yüz üstü bırakmaz sevdiklerini. olmadık bir zamanda mesaj geliyor telefonuma, nasılsın iyimisin diye. bana sevgilimden böyle bir mesaj gelmedi hiç şaşırıyorum. eskiden sevilmediğimi anlıyorum işte aslında, her şeyin mecburiyet olduğunu kavrıyorum. tüm yaşananların koca bir yalan ve mecburiyet olduğunu. sen arkadaşımsın diyor mesajda, takma kafana diyor hiçbir şeyi, sen değerlisin benim için, sen önemlisin, seni terk eden ne kaybettiğini henüz anlayamadı diyor. şartlar uygun olsaydı hiç düşünmez, beni sevdiğini bilsem her şeyi bırakır seninle evlenirdim diyor. benim için, mutlu olmam için ve her şeye rağmen beni sevdiği için beni gerçekten sevecek, benim aşık olabileceğim biri karşıma çıksın diye dua ettiğini söylüyor. gülümsüyorum, okurken gözümden bir damla yaş geliyor, çok seviniyorum, alışık olmadığım sevgiyi hissettiğim için. ona teşekkür ediyorum. onun mutlu olması için bende dua ediyorum. sanki platonik bir aşk yaşıyoruz sevdiği ve beni seven insanlarla. henüz doğru düzgün tanımadığım bir kız aradı dün beni. halimi hatırımı sormak için. aynı kurstayız. yanlış anlaşılmasın ben bir bok değilim, ne çok yakışıklıyım ne de çok iyiyim. ama ne bileyim sanırım tuhaf bir hüzün dalgası yayıyorum etrafıma. herkes tam aksini sergilerken ben olduğum gibi davranıyorum. ilginç gelen insanlara bu sanırım. ne yapıyorsun dedi hal hatır faslını geçtikten sonra. kızda öyle böyle değil. güzel, zengin, sosyal, mevki sahibi. tam tavlanacak kız. ben malım diyeyim de okuyan varsa yazdığımı fazla küfür etmesin bana. geliyormusun akşam dans gecesine dedi, ben ona bugüne kadar belki hiç duymadığı ve ya duyamayacağı cevabı verdim, hayır dedim. niye dedi, doğruyu söyledim. hareket edemiyorum dedim güldüm. şaşırdı kaldı nasıl yani falan derken, aylar sonra idman yaptığım için tutuldu her yanım dedim, ciddi ciddi hareket edemiyorum, yoksa gelirdim en azından senin gülüşünü duymaya dedim. aldığım cevap beni çok ama çok mutlu etti. çok içten sen başkasın, başkalarına benzemiyorsun dedi. önce tereddüt ettim ama konuşmamız devam edince iyi bir söyleyiş olduğunu anladım. bu arada tüm bu yaşadıklarım neticesinde kötü de oldum ya da nasıl desem belki normal oldum yani hiç yapmayacağım bir şey yaptım. birlikte olmak için bana yalvaran zatı muhterem şahsa, onunla olamayacağımı söyledim, anlattım, hatta umudunu kessin diye ben beni terk eden sözlümü unutamıyorum, senle çıkarsam sene onu görürüm falan filan bir ton laf ettim anlamadı. kırmadan reddetmek için çok uğraştım ama olmadı. mesaj üstüne mesaj falan derken senin cesaretin yok diye damarıma bastıkça bastı bastıkça bastı, bende dedim bende cesaret var ama ben seni üzmek istemiyorum, gel takılalım ne yaşarsak yaşayalım ama ertesi gün aramamı bekleme benden sevgili olmaz, şu an alacağım kararlar zaten yanlış olur dedim. sanırım bende en güzel noktadan vurdum. birazda ona hakaret etmiş oldum ama, kurtuldum, bir daha aramadı beni. her şey seks olsaydı bu hayatta sanırım mutluluğu yakalayabilirdim o kişiyle ama ben öyle biri değilim ki. zaten belirtmiştim malım ben. bir diğeri ise sevgilisinden ayrılmak için benden izin istiyor resmen. ben dedim senin yaşadığın şehirden nefret ederim zaten birde beni terk eden şerefsizin komşususun, midem bulanıyor dedim o şehrin adını duydukça, kimse için sevemem o şehri. sen sevdiğinle mutlu ol falan yok anam anlamıyor bu kızlar. mesajlar falan, ben ayrılmasın diye, hele ki ben sebep olmayım diye uğraşıyorum falan, bir kaç saat önce mesaj atmış, ben yapamayacağım onla diye. ayrılma kararı almış. gerçi kızda haklı şimdi onuda beni bulan gibi yalancı bir o.çocuğu bulmuş. yalancıdan kurtulsun isterim ama bana güvenmesin. zaten bu kadar duaya muskaya rağmen başıma gelen kalmıyor birde elalemin ahını almayayım. onun bulunduğu şehire gidecekmişim, gitmemi istiyor yanına. dedim kuruşum yok, şerefsizin üstüme yıktığı borçları kapatmaya çalışıyorum o zaman ben gelirim dedi. oldu dedim, dalgaya vurup anlamamazlıktan geldim. böyle saçma sapan şeyler işte. aklım dağılıyor bunlarla. acılarımdan, hüzünlerimden neredeyse tamamen kurtuldum. gülüyorum, eğleniyorum. zaman zaman intikam hissi uyanıyor benliğimde ama 3 kuruş etmez biri için kılımı kıpırdatmaya değmez. insan kendi değerini kendi belirlermiş, en büyük kötülüğü de kendi yaparmış kendine. babamla da konuştum bir iki gün önce. baba dedim her şeyi biliyorsun, vicdanım çok rahat. her şeyi göze almıştım onun için, sana bile karşı geldim, terk edildim gurur yapmadım yalvardım, resmen ayaklarına kapandım, sen bile ona ne kadar dil döktün. kararından dönmeyen, olacaklar ne olursa olsun kabul eden oydu. kendi kaderini de benim kaderimi de o belirledi. tüm kararlar ona ait. benim vermiş olduğum tek bir karar bile yok. baba dedim sen söyle, yapabileceğim bir şey vardı da benim yapmadığım bir şey oldu mu onu geri kazanabilmek için. babamdan gele cevap, sen seven bir erkeğin yapabileceğinden bile fazlasını yaptın dedi. karar onun kararı, günah onun boynuna, vebal onun vebali. vicdanın sızlıyor mu dedi, asla dedim. babası arayabiliyor mu bizi dedi, yüzü yok ki dedim. koskoca, anlı şanlı baba, benim sıradan babamı arayıp tek kelime edemiyor. ben ailemin boynunu eğmediğim için gururluyum, çok şükür ki ailesinin boynunu eğik bırakan biriyle de artık ilişkim yok. nereden nereye. hayalimdeki aşkı birine yakıştırmaya çalıştım ama geri tepti, belki hayalimde ki aşkı yakıştıracağım biri değil gerçekten hayalimde ki aşkı bana verebilecek biridir kısmetim. allah herkese kalbi kadar güzel nasipler versin. kalbinde ne varsa misliyle yaşasın bu dünyada. iyiler kazansın ve kötülerin süründüğünü görsün. adalet varsa ve eğer hakta, yaşarken hak ettiğimizi görelim. alkol kana karışınca bunlar çıkıyor ortaya. çok beğenmedim yazdığımı, düşüncelerimi çok net aktaramadım ama ne yapayım eskisi gibi bunalıma giremiyorum. belki çok yakında çok daha neşeli entryler girebilirim. ilk adımı attım. allah belki yürümemi kolaylaştırır.

sözlük kısayolları: g - güzelinden / n - neler oluyor / b - bugün / k - karışık / s - senden sonra / a - ara / m - mesajlar

kötü sözlük olarak amacımız, yazarlarımız sayesinde sürekli gelişen, değişen bir bilgi ve paylaşım platformu oluşturmak ve bu platformun mümkün olacak en az kısıtlamayla gelişmesini ve güzelleşmesini sağlamaktır. kötü sözlük hepimizin katkılarıyla gerçeklerin yazıldığı, okunduğu, tartışıldığı, kritiğinin yapıldığı bir ortam olabilmek için yola çıkmıştır. (sıkıcı kısım başlıyor) ayrıca kötü sözlük'te yazılan her şey doğru olmayabilir, site içeriği 18 yaşından küçükler için sakıncalı da olabilir. dünyayı ele geçirmek gibi bir amacımız olmamasına rağmen tüm içerik creative commons by-nc-nd koşulları ile lisanslanmıştır.

etiketler · twit · tv · görseller · blog · haber · radyo · mobil · translate · haber ajans şehirler: istanbul · izmir · ankara
bir takım şeyler: iletişim · sosyal sorumluluk · kullanım koşulları · gizlilik · künye