-
"müdürünü çağır bana; hemen!" cümlesindeki "müdür" olmak istiyorum, velakin çağrılmak da istemiyorum.
-
ne tuhaf... bu sözlükte neredeyse herşeye ve herkese giydirdim. mesela kızlara, erkeklere, türklere, kürtlere, ülkücülere, akp'ye, dine, işadamlarına, şarkıcılara, şehirlilere, köylülere, vs. vs. fekat bana sadece "ergenekoncu-pkk'lı-ulusalcı-dhkpc'li ittifakı" cephe aldı. mesela adı ergenekonla anılmayan sol örgütlere ve örgütçülere de giydirdiğim halde, bunların taraftarları bana "toplu saldırı" yapmadılar. diğer giydirdiğim unsurlar da öyle. ve ben de karşılığında onlara "gang-bang" yapmadım. tikkat çekici bak!
-
en gerizekalı yazarlara kötü sözlük yazarları denir.bunu bugün öğrendim.hepsi değil tabi ki .ama mal olan çok yazar var.
-
''gerçek acıtır. biliyoruz. doğanın kanunu. beyin sesi ışığa oranla daha çabuk algılar ama ışık sesten daha hızlıdır. o yüzden beyinlerimiz sürekli gerçekliği değiştirir ki dünya senkronize olabilsin. ancak 30 m ilerideki birisinden çıkacak sözcükleri doğru şekilde anlamak mümkündür. işte tam o sırada beyin ses ve ışık tam olarak bütün halindedir. geri kalan zamanda yalanlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz demektir. o yalanlar ki dünyayı anlamlı kılan şeylerdir. bu yüzden gerçek acıtır ama hepimizi serbest bırakır. ölünce ölünmüş oluyor zaten. ama o güne dek erik var, çalabadem var, dondurma var.. yalansa yalan de fikret abi.''
-'nasıl?' -
sular gelsin artık çişimi yapmak istiyorum.
-
bütün bu olanın bitenin aptal bir oyun olduğunun farkında değil misin?
yoksa her seferinde ciddileşip açıklamam mı gerekiyor.
tüm bu saçmalama silsilesinin, kendimden yarattığım fun-fiction slut'ın bir uyuşturucu olduğunu göremiyor musun?
sırf o geçtiğim korkunç dikenli yolları hatırlamayım diye, sırf halılara kapaklanıp haykırarak hıçkırarak ağladığım gecelerde bir şeylere ulaşmak için nasıl yalvardığımı hatırlamayım diye uyguladığımız bir tür lokal anestezi.
gel artık çocuk, çıldırırım bekleyişten.
tüm o tanıdıklarının ve onların çocuklarının yaşadığı rahat hayatı görüp beni böyle hapsetmenin cezasını hepsine ödeteceğim, sen merak etme. -
saat olmuş yine sabahın ilk saatleri. güneş odamın sağ tarafından, ege’nin yatağının üstünden doğacak ve apartmanlardan sıyrılıp parça parça dolacak odama. karanlıkta canavara benzettiğim o hırka ve sahip olduğu karanlık aydınlanacak. aslında hayal gücüm biraz sekteye uğrayacak ve o canavar hayal gücümün karanlıklarına saklanacak bir daha ki geceye kadar. belki hiç geri gelmeyecek. keşke gelse ama seviyorum ben onu, aslında karanlıkta kendimden başka sahip olduğum tek şey o. sırıtmıyor belki ama korkutmuyor da. o yüzden seviyorum heralde, ondan bu kadar gitmesin istiyorum. aman gitmesin bir ayrılığı daha kaldıramam. valla olmaz, gidemez.
gitmek ne berbat bir şey. niye giderler? neden gider insanlar, karanlık, sevilen, sevgili. bilmem. sanırım olması gereken o olduğu için. peki bu doğru mudur? değildir tabi ki. gitmek en kolayıdır aslında ama kalan acıtasyon yapsın diye değil. birinin kurduklarını yıkıp gitmek, ardına bakmadan gitmek. bir sırt çantası, üç beş hüzün, bir avuç durgunluk, birkaç parça yaşanmışlık kolaydır. ardında bıraktığın yığınları görmek istememek kolaydır. kalan ise asla gidemez çünkü gitmek elinden alınmıştır. tek seçeneği vardır tekrar dağıtılmaya uygun kurmak her şeyi. ve belki gitmenin hayalini inceden kurmak. ama yok. bir kere geride kalan insan gitmenin ne olduğunu bilir. çünkü o kalmayı bilendir. tökezlemelerimiz hep bundan. hep gittiğimizden hiç bilmeyiz kalanın halini ve hep bundan dolayı tökezleriz. işte o zaman daha bir acı canlanır hatıralar, daha bir koyar yıkılmışlıklar. gitmek basittir, kalmak zordur. giden zayıftır, kalan güçlüdür. bu bir savaş hikayesi ise ben savaşın yapıldığı meydanım.
son olarak dönmek var. sözde gitmekten pişman olmak, sözleri geri almak, yıkıntıları toplamak falan. akut gibi yıkıntıların arasına dalmak. sanırım bu da pek etkili değil. inanmıyorsanız artık beş para etmez bu. neyse işte. sonuç olarak bir sonuç yok ortada. acılara tutunun, geceleri tutuşturun, içinizde ölen biri varsa ona yas tutun. belki daha iyi hissettirir.
bazı şarkılar;
bugün niye gelmedin?
dönmek
gitmek mi zor kalmak mı zor? -
metafizik güçler hakkında kafa patlatıyorum. sanırım sonunda delireceğim.
maji, durugörü, kinezi vb. parapsikoloji dallarında yaklaşık 3 yıldır kendimi eğitiyorum.
gerek kitaplarla olsun, gerek ritüellerle olsun, gerekse uygulamalı olsun içimdeki
gücü çıkarmaya çalışıyorum.
bu işlere başladığımdan 1 yıl sonra farkındalık konusunda önemli değişimler yaşadığımı
söylemek isterim. bunların en başında gelen unsur ise düşündüğünüz şeylerin gerçekleşmesi.
güncel hayatta bazen anlık bir duraksama ile beyne bir frekans gönderiliyor. aslında bu
her an gerçekleşebilen bir şey. fakat farkındalık boyutu * arttıkça bunu algılamak
daha kolay oluyor. arada bu tür düşüncelerin gelip gerçekleşmesi başta beni mutlu ediyordu.
hatta mutlu ve güzel şeyler düşünüp, olması için kendimi zorluyordum. fakat günlerce geçtikçe
bu durum beni rahatsız etti. duygusal biri olduğumdan dolayı kötü bir olay ile karşılaşınca ve bunu da
önceden düşündüğümü bilince "neden müdahale edemedim" diye kendimi suçluyordum bazen...
sanırım bu işleri bırakmalıyım. çünkü ne zaman kendi sınırlarımı aşsam yıpranıyorum.
ama eğlenceli olduğunu da itiraf etmeliyim. hele ki boyut değiştirerek rüyalara girme * bir ara yaptığım, ardından ruhsal problemlerden dolayı iki gün dışarı çıkamadığım maceram idi.
her neyse. delirmemek için bırakacağım. -
olmayanı(!) bu kadar düşünseydim, cennet diye vaat edilen ben olurdum. pok var
-
inanılmaz yoğun bir haftadayım, ne bok yiyeceğimi bilemiyorum.
bir yandan sınavlar var, bir yandan da deli iş yoğunluğum. zaten bu sınavlar hep mesai haftasının sonuna denk geliyor ya ayar oluyorum. oturup bir yandan mesai mi hesaplayayım, ders mi çalışayım?
bir de, bu ay 3 tane resmi tatil işin içine girince, iyice boka sardık. çok işim var çok.




